29 Mayıs 2017 Pazartesi
İnsan olarak Allah Teâlâ’nın huzuruna durmak:

NAMAZ; Hazret-i Allah’ın (CC) Kur’ân’da en çok zikrettiği farz ibadet, kıyamette kuldan hesabı sorulacak ilk emir, tüm peygamberlere ve ümmetlerine farz kılınan Cenâb-ı Hakk katında en hayırlı amel, Efendimiz’in (SAS) gözünün nurudur. Hazret-i Adem’den (AS) Efendimiz’e (SAS) kadar tüm peygamberler ve ümmetleri namazla emrolunmuştur ve bir kimsenin Müslüman olduğunun en açık işareti, nişanesidir namaz.

Allah Teâlâ’nın bizlere armağanı olan namaz bir emirdir, kılmayan hesaba çekilecektir, cezası vardır, doğru ama namazla bize sunulanları görüp, bilip kılmamak, hesaba çekilecek bir eksiklik olması şöyle dursun, eşi benzeri olmayan bir nimeti kaçırmaktır ki insan bunu düşündüğünde namaz kılmaktan mahrum olmanın bile kişiye ceza olarak yeteceğini anlamalıdır.

Madde planında bile bakıldığında namazın insanın tüm gününü programlayan bir ibadet olduğu hakikati anlaşılır. Kişinin yatmasından kalkmasına, çalış- masına, istirahatine kadar gün içerisindeki tüm fiillerini sıraya ve bir programa, düzene kavuşturur.

Mânevî açıdan bakıldığındaysa namaz mü’mine sürekli olarak Allah’ın (CC) huzurunda olduğu idrakini kazandırır. Günün beş vakit namazını eda eden bir insan o gün içerisindeki diğer vakitlerde de Mevla’sı tarafından devamlı gözetildiği şuurunu kazanır ve bu anlayışla kendine, etrafına zararlı olmak şöyle dursun, “Nasıl yararlı olabilirim?” şuuruna yükselir. Çünkü 5 vakit namaz kılan bir insan birazdan Rabb’inin huzuruna hususi bir görüşmeye kabul edileceğini bildiğinden o yüksek huzura alçak ve sefih duygu, düşünce ve hareketlerle çıkmaktan kaçı- nır. Günahlardan, nefsinden, her türlü çirkinlikten Rabb’ine kaçıştır namaz.

Mü’minin miracı olan namaz Allah Teâlâ ile sohbet etme fırsatıdır. Vaktinde kılınan namaz Allah (CC) katında amellerin en hayırlısı olarak ilan edilmiştir. Çünkü namaz kulun ibadet olarak yaptığı ve kulluk makamında göstermesi gereken tüm fiilleri içinde barındırır.

Şöyle bir düşünün, biz kullar bu dünyaya niçin geldik? Tevhid, tesbih, Rabb’imizi her türlü noksan sıfattan tenzih, O’nun (CC) yüceliğini idrak, O’nun (CC) emirlerine itaat için. İslam’ın 5 şartını düşünürsek şehadet, namaz, oruç, hac, zekât. İşte buraya kadar sayılanların hepsini bir farz namazı eda ederken yerine getiririz. Yani Rabb’imiz, tesbih, tenzih, takdis, zikir haline bürünürüz. Şehadet ederiz, namazdayken, Kâbe’ye yöneliriz. Vücudumuzdan, benliğimizden infak eder, zekâtını veririz. Yemekten, içmekten bir müddet kesiliriz, Rabb’imize dua ederiz, haramlardan ve her türlü günahtan namazdayken uzaklaşırız. Bir vakit kılınan namaz eşi benzeri olmayan bir ibadettir. Bir vakit kaçırılan namaz da ibretle ve insafla düşünüldüğünde büyük bir felakettir.

Anlaşıldı, lakin bir daha anlatayım. Namaz kılarken kişi yemeden içmeden kesilir; oruçtur. Kur’ân okur, salât ü selâm okur, Allah’ı tesbih eder, tevhid eder, hamd eder, dua eder, tekbir alır, şehadet getirir, tefekkür eder. Zekât nasıl maldan veriliyorsa ve malı temizliyorsa namazda da kişi canının, bedeninin zekâtını vererek nefsini temizler.

Efendimiz (SAS) günde beş vakit namaz kılan kişiyi, evinin önünden bir ırmak geçip de, günde beş kere orada yıkanan kişiye benzetir ve sorar: “O kişide kir kalır mı?” Cevaben de “İşte namaz kılan kişi de aynen böyle, günah kirlerinden temizlenir” buyurur.

DUALARIN REDDEDİLMEDİĞİ 5 VAKİT

Hep merak ederiz, “Dualarımızın kabul olacağı kesin olan bir vakit var mıdır?” diye. Evet vardır ve bunların birçoğu Efendimiz (SAS) tarafından müjdelenmiştir. Bunlar arasında sabahın ilk saatleri, arife geceleri, bayram geceleri, kandil geceleri gibi günün belli saatinden yılın belli zamanlarına kadar dağılmış farklı vakitler bulunur. Fakat bunlar içinde beş tanesi vardır ki, o vakitleri yakalamak için ne bayramı beklemek gerekir ne de sabahı gözlemek. Bu 5 vakit, farz namazların ardından ellerimizi yaratıcımız olan Allah’a (CC) açtığımız vakitlerdir ki bu anda edilen duanın kabul olacağı hadis-i şerif ile sabittir.

Efendimiz’in (SAS) “Namaz mü’minin miracıdır” hadisini pek çoğumuz duymu- şuzdur. Peki hiç bu sözün ne demek oldu- ğunu düşündük mü?

Peygamber Efendimiz (SAS) miraçta Hazret-i Allah (CC) ile bizzat aracısız konuşma şerefine ermiştir yani sohbet etmiştir. Bu sebeple miraç sırrıyla namaz kıldığının idrakinde olan bir mümin için namaz, yaratıcısıyla sohbet etmektir. Dua da işte yürekten yapılan bu sohbetin sonunda, Cenâb-ı Allah’ın, “Ey kulum! İşini gücünü, uykunu, dostlarınla, akrabalarınla ziyaretini böldün huzuruma gelmek için, gitme diyen nefsini ve şeytanı ayaklarının altına aldın da geldin, şimdi dile benden ne dilersen” demesidir.

Sultan’dan “Dile!” diye ferman çıkarsa kula emri tutmak, ihtiyacını, arzusunu dile getirmek düşer.

Kıymetli dostlar, ancak burada bir şey bilmem dikkatinizi çekti mi? Duanın kabul olması için önce namazın namaz olması gerekir. Yani yalap şap, sırf birileri görsün diye veya ardından edeceğim dua kabul olsun diye değil, Rabb’im olan Allah Teâlâ benden razı olsun, beni de sevdiği kulları arasına katsın diye namazı kılmak icap ediyor.

Çünkü kul, namazıyla, “Ya Rabbi! Senin lûtfun ve ihsanınla huzuruna geldim, Seni zikrediyorum. Beni bana bırakma; ben diyebileceğim varlığım yokken, sen beni icâd eyledin; bu dünyadan ayrılıp gittiğimde, benim bildiklerimin ve beni bilenlerin kaybolup gideceğini biliyorum. Bir tek sen benim sahibimsin. İşte huzuruna geliyorum, rızana kavuştur beni de ya Rabbi!” demiş olur.

Dostlar size bir sır vereyim. Rabb’inin huzuruna böylece çıkan bir kulun artık bir şey istemesine bile gerek kalmaz. Allah Teâlâ kulunun o hâlinden öyle razı olur, öyle sever ki, çocuğunun işinden torununun sınavına, yeğeninin düğü- nünden falanca tanıdığının şifasına kadar o hâli bozacak tüm dünyevi ihtiyaçlarını daha istemeden ihsan eder.

 

NAMAZLA KUL OLAN SULTAN OLUR!

HARUN Reşid, adaleti ile ün yapmış halifelerdendi. Bir gün, Bağdat’ta hırsızlık vakası olmuş, bir köylü- nün koyunları çalınmıştı. Suçluların peşine düşen adamları, sürüsünü satmak için Bağdat’a getiren başka bir çobanı, koyunların hırsızı diye yakalayıp zindana attı. Başına gelen hâli anlatacak, yardım isteyecek kimi kimsesi olmayan çoban, hapis tutulduğu yerde abdest alıp namaza durdu. Namazın ardından ellerini açıp âlemlerin Rabb’i olan Allah Teâlâ’ya gözyaşlarıyla yalvardı.

“Ey Rabb’im! Bu çoban kulunun suçlu olmadığını, hırsız olmadığını sen biliyorsun. Beni bu gurbet yerde kimse tanımaz, söz söylesem sözüme kimse inanmaz. Ancak, nasıl ben senin kulunsam onları da sen yarattın, dilersen sözüme inandırırsın. Beni bu durumdan ancak sen kurtarırsın!” diye dua etti.

Harun Reşit gece namazından sonra, biraz dinlenmek için uykuya dalmıştı. Rüyasında bir grup iri yarı adamın, tahtını ters çevirmek üzere olduğunu gördü, irkilerek uyandı. Bir anlam veremedi, sonra tekrar uykuya daldı. Rüyasında bu kez zindandan çıkan kimselerin, tahtını parçalamak üzere olduğunu gördü. Hemen yataktan fırlayan halife, adamlarına,

“Bu gece zindana kimleri attıysanız, tez bana getirin” diye emretti.

Görevliler, parmaklıkların arkasında gözyaşlarıyla dua eden çobanı ve o gece zindana atılan diğer suçluları apar topar halifenin huzuruna çıkardılar. Yaşlı gözleri ve mahcup hâlleriyle diğer suçlulardan hemen ayrılan çobandaki hâli fark eden halife diğer suçluları zindana geri gönderdi. Çobanın anlatmasıyla adamlarının hatasını ve gördüğü rüyanın mânâsını anladı. Çobandan helallik isteyerek,

“Şu hediyeleri tarafımdan kabul et ve herhangi bir şekilde başın sıkışırsa, bir isteğin, ihtiyacın olursa yanıma gel” dedi. Çoban:

“Estağfirullah, adamlarınızın yaptığı hataydı, siz düzelttiniz bir hakkım yoktur. Hediyelerinizi kabul ediyor ve teşekkür ediyorum, fakat başım sıkıştığında veya bir isteğim, ihtiyacım olursa yanınıza gelmem” dedi.

“Neden?” diye sordu, halife. Bunun üzerine çoban,

“Benim gibi fakir, kimsesiz bir çoban için, sizin gibi bir sultanın tahtını parçalayacak olan bir sahibim, Allah’ım varken, bir başkasından bir şey istemek kul olana yakışmaz. Ben bir hâcetim olduğunda, namazın ardından dua ile kendisine arz ederim. O da dilerse, bir sultanı o hâcetin görülmesine memur eder de, yine beni darda bırakmaz!”

 

Ayet-i Kerime

“İMAN eden kullarıma söyle: Namazı dosdoğru kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar.”

(İbrahim - 31)

“Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı (CC) anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah (CC) yaptıklarınızı bilir.”

(Ankebut - 45)

 

Hadis-i Şerifler

“RESÛL-i Ekrem (SAS) zor bir işle karşılaştığında namaz kılardı.”

(Hadîs-i şerîf - Ebû Dâvud)

“Bir Müslüman, farz namazının vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına kefâret olur. Bu her zaman böyledir.”

(Hadîs-i şerîf - Müslim)

Okuyucu Yorumları
İnsan olarak Allah Teâlâ’nın huzuruna durmak: